Menü
Meâller
Elmalılı H.Yazır
1. Hamd Allaha, o Gökleri, Yeri yaratan ve Melâikeyi kılan fâtıra; kanadlı kanadlı elçiler, ikişer, üçer, dörder, halkte dilediği kadar ziyade eder, hakıkat Allah her şey´e kadirdir
B.Bayraklı
1. Övgü, gökleri ve yeri yoktan yaratan, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a aittir. O, yaratmada dilediği kadar arttırır. Çünkü Allah’ın her şeye gücü yeter.
A.Bayındır
1. Yaptığı her şeyi mükemmel yapmak[1*], gökleri ve yeri, bölünme kanunuyla yaratan[2*], melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler[3*] yapan Allah’a özgüdür[4*]. O, yaratmada gerekli gördüğü[5*] ilaveleri yapar. Allah, her şeye bir ölçü koyar.[1*] “Hamd”, birini kendi yaptığı şeyden dolayı övmektir. “Güzel yemek yapar, arkadaşlığı iyidir.” gibi sözler buna girer. “Şükür” ise kendine iyilik yapanı övmek veya yapılan iyiliğe iyilikle karşılık vermektir. Yaptığı her şeyi güzel yapan sadece Allah’tır. Allah’ın yaptığı ile insanların yaptığı arasındaki farkı göstermek için “güzel” yerine “mükemmel” kelimesini kullandık.[2*] Ayetteki “fâtır (فاطر)”, bir şeyi bölen anlamındadır (Lisan’ul-Arab). Allah, bütün varlıkları bölünme kanununa göre yaratmıştır (İsra 17/51, Rum 30/30, Şura 42/11).[3*] En’am 6/61, Yunus 10/21, Hac 22/75.[4*] Fatiha 1/2, En’am 6/1, İsra 17/111, Kehf 18/1, Kasas 28/70, Sebe 34/1, Teğabun 64/1.[5*] Şâe (شاء) fiili, “bir şey yapmak” anlamındaki şey (شيء) mastarından türemiştir. Allah’ın yapması o şeyi var etmesi, insanın yapması da o şey için gereken çabayı göstermesidir (Müfredât). Allah, her şeyi bir ölçüye göre var eder (Kamer 54/49, Ra’d 13/8). İmtihanla ilgili şeyleri iyi ve kötü diye ikiye ayırmıştır (Enbiyâ 21/35). Allah, herkesin doğru yolda olmasını ister (Nisa 4/26) ama sadece doğru şeyler yapanı doğru yolda sayar (Nur 24/46). Yaptığının doğru veya yanlış olduğunu da kişiye ilham eder. Onun için doğru davrananın içi rahat, yanlış davrananın içi de sıkıntılı olur (Şems 91/7-10). Buna göre şâe (شاء) fiilinin öznesi Allah olursa “gerekeni yaptı veya yarattı”, insan olursa “gerekeni yaptı” anlamında olur. Allah insanlara, tercihlerine göre davranma hürriyeti vermeseydi hiç kimse yanlış bir şey yapamaz ve imtihan diye bir şey de olmazdı (Nahl 16/93). Yanlış kader anlayışını imanın bir esası gibi İslam’a yerleştirmek isteyenler, büyük bir çarpıtma yaparak şâe (شاء) fiiline irade yani isteme ve dileme anlamı vermiş; bunu, tefsirlere hatta sözlüklere bile yerleştirerek birçok ayetin mealini bozmuşlardır. Bkz:http://www.suleymaniyevakfi.org/akaid-arastirmalari/kuranda-sey-mesiet-irade-ve-fitrat.html  Dipnotlar »
C.Külünkoğlu
1. Her türlü övgü, göklerin ve yerin yaratıcısı olan ve melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah’a mahsustur. O yarattıklarından istediğine dilediği kadar özellikler verir. Hiç kuşkusuz O’nun gücü her şeye yeter.* “Kanat” terimine, “Cenah” kelimesinin Arapçadaki farklı anlamları olan, güç, yön ve kuvvet manalarını verirsek daha doğru olur. Çünkü “Kanat sayılarının” çokluğunu ifade eden iki, üç, dört rakamları, gücü ve hızı sembolize eden misal kabilinden mecâzi bir söylemdir. Zira melekler bizim bildiğimiz cinsten maddî varlıklar değillerdir. Burada, Allah’ın vahyini peygamberlerine iletmedeki sürat ve güçlerini anlatan mecaz bir ifade kullanılmıştır.  Dipnotlar »
S.Ateş
1. Gökleri ve yeri yoktan var eden; melekleri, ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler yapan Allah'a hamd olsun. O, yaratmada (dilediği kadar) artırır: (Kimine daha fazla kanat verir, kiminin bünyesini daha sağlam, daha büyük, kimini daha güzel yapar). Şüphesiz Allah, her şeyi yapabilendir.
İngilizce Kelime Meali
الْحَمْدُ=All praises لِلَّهِ=(be) to Allah, فَاطِرِ=Creator السَّمٰوٰتِ=(of) the heavens وَالْأَرْضِ=and the earth, جَاعِلِ=(Who) makes الْمَلٰٓئِكَةِ=the Angels رُسُلاً=messengers أُوْلِىٓ أَجْنِحَةٍ=having wings مَّثْنٰى=two وَثُلٰثَ=or three وَرُبٰعَۚ=or four. يَزِيدُ=He increases فِى=in الْخَلْقِ=the creation مَا=what يَشَآءُۚ=He wills. إِنَّ=Indeed, اللَّهَ=Allah عَلٰى=(is) on كُلِّ=every شَىْءٍ=thing قَدِيرٌ=All‑Powerful.
(35) Fâtır Sûresi Kelime Meâli
 ‎﴾ 1 ﴿‎   اَلْحَمْدُ=‑asıl‑övgü«hamd»لِلَّهِ=Allah′adırفَاطِرِ=meydana getirmiş olana«fãtır_fıtrat»«sûrenin adıdır»السَّمَاوَاتِ=gökleri وَ=ve الْأَرْضِ=yeryüzünüجَاعِلِ=yapmış olana الْمَلَائِكَةِ=melekleri رُسُلًا=Elçiler«rasûl»أُولِي=sahibi أَجْنِحَةٍ=kanat مَثْنَىٰ=ikişer وَ=ve ثُلَاثَ=üçer وَ=ve رُبَاعَۚ=dörderيَزِيدُ=artırır فِي الْخَلْقِ=yaratmada مَا=neyi يَشَاءُۚ=dilerseإِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ=her şeye قَدِيرٌ=güç yetirendir«kadîr_mikdãr»
 ‎﴾ 2 ﴿‎   مَا=ne varsa يَفْتَحِ=önünü açtığı اللَّهُ=Allah′ın لِلنَّاسِ=insanlar için مِنْ رَحْمَةٍ=merhametten«rahmet»فَ=şu halde لَا=yoktur مُمْسِكَ=tutacak لَهَاۖ=onu(o:merhamet)وَ=ise مَا=olduğunu يُمْسِكْ=O′nun tutuyorفَ=bu durumda da لَا=yoktur مُرْسِلَ=salıverecek لَهُ=onu مِنْ بَعْدِهِۚ=O′ndan sonraوَ=ve هُوَ=O الْعَزِيزُ=‑asıl‑"Üstün Gelen"dir«azîz»الْحَكِيمُ=‑asıl‑”Hükümleri Doğru Olan”dır«hakîm»
 ‎﴾ 3 ﴿‎   يَا أَيُّهَا=Ey! النَّاسُ=insanlarاذْكُرُوا=hatırda tutun«zikr»نِعْمَتَ=nimetini اللَّهِ=Allah′ın عَلَيْكُمْۚ=üzerinizdekiهَلْ=mı? مِنْ=‑var‑herhangi خَالِقٍ=bir yaratıcı غَيْرُ=başka اللَّهِ=Allah′tanيَرْزُقُكُمْ=«nimetlerden» faydalandıracak«rızk»sizi مِنَ السَّمَاءِ=gökten وَ=ve الْأَرْضِۚ=yeryüzündenلَا=yoktur إِلَٰهَ=ilâh إِلَّا=başka هُوَۖ=O′ndanفَ=öyleyse أَنَّىٰ=nasıl? تُؤْفَكُونَ=çevriliyorsunuz
 ‎﴾ 4 ﴿‎   وَ=ve إِنْ=eğer يُكَذِّبُوكَ=yalancı sayıyorlarsa«tekzîb»seniفَ=öyleyse قَدْ=emin olun ki كُذِّبَتْ=yalancı sayılıp durulmuşlardı«tekzîb»رُسُلٌ=Elçiler«rasûl»مِنْ قَبْلِكَۚ=senden öncekiler içerisindenوَ=ve إِلَى اللَّهِ=Allah′a تُرْجَعُ=döndürülecektir الْأُمُورُ=o yapılması istenmiş olan şeyler«emr»
 ‎﴾ 5 ﴿‎   يَا أَيُّهَا=Ey! النَّاسُ=insanlarإِنَّ=şu bir gerçek ki وَعْدَ=söz verdiği«va′d»اللَّهِ=Allah′ın حَقٌّۖ=gerçek(leşecek)tir«hakk»فَ=öyleyse لَا تَغُرَّنَّكُمُ=aldatıp durmasın sizi الْحَيَاةُ=hayatı الدُّنْيَاۖ=dünyaوَ=ve لَا يَغُرَّنَّكُمْ=aldatıp durmasın sizi بِاللَّهِ=Allah ile الْغَرُورُ=o aldatıcı
 ‎﴾ 6 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الشَّيْطَانَ=şeytan لَكُمْ=size عَدُوٌّ=bir düşmandırفَ=şu halde اتَّخِذُوهُ=edinin onu عَدُوًّاۚ=düşman olarakإِنَّمَا=ancak ve sadece يَدْعُوا=çağırır«duã»حِزْبَهُ=taraftarlarını«hizb»لِيَكُونُوا=olmaya مِنْ أَصْحَابِ=yoldaşları«eshãb_sãhib»السَّعِيرِ=o ”Tutuşturulmuş”un
 ‎﴾ 7 ﴿‎   اَلَّذِينَ=kimseler كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»لَهُمْ=‑vardır‑onlar için عَذَابٌ=bir ceza«azãb»شَدِيدٌۖ=çetinوَ=ise الَّذِينَ=kimseler آمَنُوا=inanıp güvenmiş«îmãn»وَ=ve de عَمِلُوا=yapmış الصَّالِحَاتِ=düzgün işler«sãlih_sãlihãt»لَهُمْ=‑vardır‑onlar için مَغْفِرَةٌ=günahlarının örtülmesi«mağfiret»وَ=ve أَجْرٌ=bir bedel«ecr»كَبِيرٌ=büyük
 ‎﴾ 8 ﴿‎   أَ=mı? فَ=şu halde مَنْ=kimse زُيِّنَ=hoşuna giden hale getiren «ziynet»لَهُ=kendisine سُوءُ=fenalığını«sú»عَمَلِهِ=yaptığınınفَ=sonra da رَآهُ=gören onu حَسَنًاۖ=güzel«hasen»olarakفَ=bu halde إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah يُضِلُّ=yolunu saşırtır«dalãl»مَنْ=kimseye يَشَاءُ=dileyen(veya ”dilediği”)وَ=ve يَهْدِي=yol gösterir«hüdã»مَنْ=kimseye يَشَاءُۖ=dileyen(veya ”dilediği”)فَ=öyleyse لَا تَذْهَبْ=tüketme نَفْسُكَ=kendini عَلَيْهِمْ=onlar için حَسَرَاتٍۚ=üzülerekإِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah عَلِيمٌ=bilendir«alîm»بِمَا=olduklarını يَصْنَعُونَ=onların kurgulayıp hazırlıyor
 ‎﴾ 9 ﴿‎   وَ=ve اللَّهُ=Allah′tır الَّذِي=olan أَرْسَلَ=göndermiş الرِّيَاحَ=rüzgârlarفَ=sonra da تُثِيرُ=kaldırır سَحَابًا=bir bulutفَ=böylece سُقْنَاهُ=süreriz onu إِلَىٰ بَلَدٍ=bir ülkeye مَيِّتٍ=ölüفَ=sonra da أَحْيَيْنَا=hayat veririz بِهِ=onunla الْأَرْضَ=yeryüzüneبَعْدَ=sonra مَوْتِهَاۚ=oranın ölümündenكَذَٰلِكَ=işte böyledir النُّشُورُ=dirilme
 ‎﴾ 10 ﴿‎   مَنْ=kim كَانَ=ise يُرِيدُ=istiyor الْعِزَّةَ="kudret ve üstünlük"«izzet»فَ=bu halde لِلَّهِ=Allah′ındır الْعِزَّةُ="kudret ve üstünlük"«izzet»جَمِيعًاۚ=tümüyleإِلَيْهِ=O′na يَصْعَدُ=çıkar الْكَلِمُ=kelam الطَّيِّبُ=«temiz»güzel«tayyib»وَ=ve الْعَمَلُ= الصَّالِحُ=düzgün«sãlih_sãlihãt»يَرْفَعُهُۚ=yükseltir onuوَ=ise الَّذِينَ=kimseler يَمْكُرُونَ=planını kuran«mekr»السَّيِّئَاتِ=fenalıkların«seyyiãt»لَهُمْ=onlar içindir عَذَابٌ=bir ceza«azãb»شَدِيدٌۖ=çetinوَ=ve مَكْرُ=kurdukları planın«mekr»أُولَٰئِكَ=işte onların هُوَ=kendisi يَبُورُ=mahvolacaktır
 ‎﴾ 11 ﴿‎   وَ=ve اللَّهُ=Allah خَلَقَكُمْ=yarattı sizi مِنْ تُرَابٍ=topraktanثُمَّ=sonrasında مِنْ نُطْفَةٍ=taşmış damladan(veya ”döl damlası”)ثُمَّ=sonrasında جَعَلَكُمْ=yaptı sizi أَزْوَاجًاۚ=eşlerوَ=ve مَا تَحْمِلُ=gebe kalmaz مِنْ=herhangi أُنْثَىٰ=bir dişi وَلَا=ne de تَضَعُ=doğururإِلَّا=olması dışında بِعِلْمِهِۚ=O′nun bilgisiyle«ilm»وَ=ve مَا يُعَمَّرُ=ömrü uzatılmaz مِنْ=herhangi مُعَمَّرٍ=bir ömrü olanınوَلَا=ne de يُنْقَصُ=azaltılır مِنْ عُمُرِهِ=onun ömründen إِلَّا=olmadıkça فِي كِتَابٍۚ=bir «ilâhî» Metinde«kitãb»إِنَّ=şu bir gerçek ki ذَٰلِكَ=işte bu عَلَى=göre اللَّهِ=Allah′a يَسِيرٌ=kolaydır
 ‎﴾ 12 ﴿‎   وَ=ve مَا يَسْتَوِي=bir olmaz الْبَحْرَانِ=iki «deniz»su kütlesiهَٰذَا=şu عَذْبٌ=tatlıdır فُرَاتٌ=susuzluğu keserسَائِغٌ=kayar شَرَابُهُ=içimiوَ=ve de هَٰذَا=şu مِلْحٌ=tuzludur أُجَاجٌۖ=acıdırوَ=ve مِنْ كُلٍّ=hepsinden تَأْكُلُونَ=yersiniz لَحْمًا=et طَرِيًّا=tazeوَ=ve تَسْتَخْرِجُونَ=dışarı çıkarırsınız«ihrãc»حِلْيَةً=süs تَلْبَسُونَهَاۖ=takındığınız kendisiniوَ=ve تَرَى=görürsün الْفُلْكَ=gemileri فِيهِ=orada مَوَاخِرَ=yararak giderلِتَبْتَغُوا=payınızı aramanız için مِنْ فَضْلِهِ=lütfundan«fadl»وَ=ve لَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تَشْكُرُونَ=kıymet bilirsiniz«şekûr_şãkir»
 ‎﴾ 13 ﴿‎   يُولِجُ=sokar اللَّيْلَ=geceyi فِي=içine النَّهَارِ=gündüzünوَ=ve يُولِجُ=sokar النَّهَارَ=gündüzü فِي=içine اللَّيْلِ=geceninوَ=ve سَخَّرَ=hizmet verir kılmıştır الشَّمْسَ=Güneş′i وَ=ve الْقَمَرَ=Ay′ıكُلٌّ=her biri يَجْرِي=akıp gider لِأَجَلٍ=bir vadeye kadar مُسَمًّىۚ=belirlenmişذَٰلِكُمُ=işte budur اللَّهُ=Allah رَبُّكُمْ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»لَهُ=O′nundur الْمُلْكُۚ=‑asıl‑hükümranlık«mülk»وَ=ise الَّذِينَ=kimseler تَدْعُونَ=«çağrıda bulunma»dua ettiğiniz«duã»مِنْ دُونِهِ=O′nun dışındaمَا يَمْلِكُونَ=hükümran«mãlik»değillerdir مِنْ قِطْمِيرٍ=bir çekirdek zarına
 ‎﴾ 14 ﴿‎   إِنْ=eğer تَدْعُوهُمْ=çağırsanız«duã»onları لَا يَسْمَعُوا=işitmezler دُعَاءَكُمْ=sizin çağırmanızı«duã»وَلَوْ=bile سَمِعُوا=işitseler مَا اسْتَجَابُوا=karşılık vermeyeceklerdir لَكُمْۖ=sizeوَ=ve يَوْمَ=günü الْقِيَامَةِ=«ayağa kalkış»Kıyamet«kıyãmet»يَكْفُرُونَ=görmezlikten gelirler«küfr_kãfir»بِشِرْكِكُمْۚ=«Allah′a» «ortak»denkler kabul etmenizi«şirk_müşrik»وَ=ve لَا يُنَبِّئُكَ=haber vermeyeceklerdir sana مِثْلُ=gibi خَبِيرٍ=haberi olan«habîr»
 ‎﴾ 15 ﴿‎   يَا أَيُّهَا=Ey! النَّاسُ=insanlarأَنْتُمُ=siz الْفُقَرَاءُ=muhtaçsınız إِلَى اللَّهِۖ=Allah′aوَ=ise اللَّهُ=Allah′ın هُوَ=Kendisidir الْغَنِيُّ=‑asıl‑”İhtiyaçsız ve Eksiksiz Olan”«ğaniyy»الْحَمِيدُ=‑asıl‑”Övülecek Olan”«hamîd»
 ‎﴾ 16 ﴿‎   إِنْ=eğer يَشَأْ=dilese يُذْهِبْكُمْ=ortadan kaldırır siziوَ=ve يَأْتِ=getirir بِخَلْقٍ=yaratılanlar جَدِيدٍ=yeni
 ‎﴾ 17 ﴿‎   وَ=ve مَا=değildir ذَٰلِكَ=işte bu عَلَى اللَّهِ=Allah′a بِعَزِيزٍ=güç gelecek«azîz»
 ‎﴾ 18 ﴿‎   وَ=ve لَا تَزِرُ=yüklenmez«vizr»وَازِرَةٌ=bir yüklenen«vizr»وِزْرَ=yükünü«vizr»أُخْرَىٰۚ=başkasınınوَ=ve إِنْ=eğer تَدْعُ=çağrıda bulunsa«duã»مُثْقَلَةٌ=yükü ağır olan إِلَىٰ حِمْلِهَا=yükü içinلَا يُحْمَلْ=taşınmaz مِنْهُ=ondan شَيْءٌ=herhangi bir şeyوَلَوْ=bile كَانَ=olsa ذَا=olan قُرْبَىٰۗ=yakınlığıإِنَّمَا=ancak ve sadece تُنْذِرُ=uyarıyorsun الَّذِينَ=kimseleri يَخْشَوْنَ=çekinen«huşû»رَبَّهُمْ="Efendi ve Sahib"lerinden«rabb»بِالْغَيْبِ=«gıyaben»”görmemekle birlikte”«ğayb»وَ=ve أَقَامُوا=gereğince yerine getiren«ekãme»الصَّلَاةَۚ=«iyilik istemek»o namazı«salãt»وَ=ve مَنْ=kim تَزَكَّىٰ=kendini arındırırsaفَ=bu durumda إِنَّمَا=ancak ve sadece يَتَزَكَّىٰ=arındırmış olur لِنَفْسِهِۚ=kendisi içinوَ=ve إِلَى اللَّهِ=Allah′adır الْمَصِيرُ=o varış«mesîr»
 ‎﴾ 19 ﴿‎   وَ=ve مَا يَسْتَوِي=bir olmaz الْأَعْمَىٰ=kör وَ=ve الْبَصِيرُ=gören«basîr»
 ‎﴾ 20 ﴿‎   وَ=ve(bir olmaz) لَا=ne الظُّلُمَاتُ=karanlıklar«zulumãt»وَلَا=ne النُّورُ=aydınlık«nûr»
 ‎﴾ 21 ﴿‎   وَ=ve(bir olmaz) لَا=ne الظِّلُّ=gölge وَلَا=ne الْحَرُورُ=sıcaklık
 ‎﴾ 22 ﴿‎   وَ=ve مَا يَسْتَوِي=bir olmaz الْأَحْيَاءُ=yaşayanlar وَلَا=ne de الْأَمْوَاتُۚ=ölülerإِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah يُسْمِعُ=işittirir مَنْ=kimseye يَشَاءُۖ=dileyen(veya ”dilediği”)وَ=ve مَا=değilsin أَنْتَ=sen بِمُسْمِعٍ=işittirecekمَنْ=kimselere فِي الْقُبُورِ=kabirlerdeki
 ‎﴾ 23 ﴿‎   إِنْ=değilsin أَنْتَ=sen إِلَّا=başkası نَذِيرٌ=bir uyarıcıdan
 ‎﴾ 24 ﴿‎   إِنَّا=şu bir gerçek ki Biz أَرْسَلْنَاكَ=gönderdik seniبِالْحَقِّ=o Gerçek«hakk»ile بَشِيرًا=müjdeleyici olarak وَ=ve نَذِيرًاۚ=uyarıcı olarakوَ=ve إِنْ=yoktur مِنْ أُمَّةٍ=bir topluluk«ümmet»إِلَّا=olmayan خَلَا=gelip geçmiş فِيهَا=içerisinde نَذِيرٌ=bir uyarıcı
 ‎﴾ 25 ﴿‎   وَ=ve إِنْ=eğer يُكَذِّبُوكَ=yalancı sayıp duruyorlarsa«tekzîb»seniفَ=o zaman قَدْ=emin ol ki كَذَّبَ=yalancı sayıp durmuşlardı«tekzîb»الَّذِينَ=kimseler مِنْ قَبْلِهِمْ=kendilerinden öncekiler içerisindenجَاءَتْهُمْ=getirmişlerdi onlara رُسُلُهُمْ=onların Elçileri«rasûl»بِالْبَيِّنَاتِ=o açık delilleri«beyyine»وَ=ve بِالزُّبُرِ=o yazma parçalarını«zebûr»وَ=ve بِالْكِتَابِ=o «ilâhî» Metini«kitãb»الْمُنِيرِ=aydınlatıcı
 ‎﴾ 26 ﴿‎   ثُمَّ=sonrasında أَخَذْتُ=yakaladım الَّذِينَ=kimseleri كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»فَ=sonra كَيْفَ=nasıl? كَانَ=oldu نَكِيرِ=beni inkar
 ‎﴾ 27 ﴿‎    أَ=mi? لَمْ تَرَ=görmedin أَنَّ=olduğunu اللَّهَ=Allah′ın أَنْزَلَ=indirmiş مِنَ السَّمَاءِ=gökten مَاءً=suفَ=sonra da أَخْرَجْنَا=«topraktan» dışarı çıkardık«ihrãc»بِهِ=onunla ثَمَرَاتٍ=meyvelerمُخْتَلِفًا=farklı farklı أَلْوَانُهَاۚ=renkleriوَ=ve مِنَ الْجِبَالِ=dağlardan جُدَدٌ=yollarبِيضٌ=beyaz وَ=ve حُمْرٌ=kırmızı مُخْتَلِفٌ=farklı farklı أَلْوَانُهَا=renkleriوَ=ve غَرَابِيبُ=simsiyah سُودٌ=kararmış
 ‎﴾ 28 ﴿‎   وَ=ve مِنَ=‑vardır‑olanlar النَّاسِ=insanlardan وَ=ve الدَّوَابِّ=binek hayvanlardan وَ=ve الْأَنْعَامِ="kesimlik otlayan hayvanlar"dan«en′ãm»مُخْتَلِفٌ=türlü türlü أَلْوَانُهُ=renklerdeki(veya"çeşitlerdeki")كَذَٰلِكَۗ=işte böyledirإِنَّمَا=ancak ve sadece يَخْشَى=çekinir«huşû»اللَّهَ=Allah′tanمِنْ عِبَادِهِ=«kulluk»hizmet«abd»edenleri içerisinde الْعُلَمَاءُۗ=bilgililerإِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah عَزِيزٌ=üstün gelendir«azîz»غَفُورٌ=günahları örtendir«ğafûr»
 ‎﴾ 29 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الَّذِينَ=kimseler يَتْلُونَ=sayıp dökmüş«tilãvet»كِتَابَ=«ilâhî» Metinini«kitãb»اللَّهِ=Allah′ınوَ=ve أَقَامُوا=gereğince yerine getirmiş«ekãme»الصَّلَاةَ=«iyilik istemek»o namazı«salãt»وَ=ve أَنْفَقُوا=uğrunda sarf«infãk»etmiş مِمَّا=şeylerden رَزَقْنَاهُمْ=faydalandırdığımız«rızk»onlarıسِرًّا=gizli«sirra»olarak وَ=veya عَلَانِيَةً=açık olarakيَرْجُونَ=umacaklardir تِجَارَةً=bir ticaret لَنْ تَبُورَ=asla mahvolmayacak
 ‎﴾ 30 ﴿‎   لِيُوَفِّيَهُمْ=tam olarak vermesi içindir onlara أُجُورَهُمْ=bedellerini«ecr»وَ=ve(içindir) يَزِيدَهُمْ=fazlasını vermesi مِنْ فَضْلِهِۚ=lütfundan«fadl»إِنَّهُ=şu bir gerçek ki O غَفُورٌ=günahları örtendir«ğafûr»شَكُورٌ=kıymet bilendir«şekûr_şãkir»
 ‎﴾ 31 ﴿‎   وَ=ve الَّذِي=şeyin أَوْحَيْنَا=mesajla ilettiğimiz«vahy»إِلَيْكَ=sana مِنَ الْكِتَابِ=«ilâhî» Metin′den«kitãb»هُوَ=kendisi الْحَقُّ=o Gerçek′tir«hakk»مُصَدِّقًا=tasdik edicidir«tasdîk_musaddik»لِمَا=olanları بَيْنَ يَدَيْهِۗ=onun huzurunda«deyim  iki eli arasında»إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah بِعِبَادِهِ=«kulluk»hizmet«abd»edenlerinden لَخَبِيرٌ=mutlaka haberi olandır«habîr»بَصِيرٌ=görendir«basîr»
 ‎﴾ 32 ﴿‎   ثُمَّ=sonrasında أَوْرَثْنَا=miras kıldık الْكِتَابَ=o «ilâhî» Metini«kitãb»الَّذِينَ=kimselere اصْطَفَيْنَا=seçtiğimiz مِنْ=arasından عِبَادِنَاۖ=«kulluk»hizmet«abd»edenlerimizفَ=şu halde مِنْهُمْ=‑vardır‑ onlardan ظَالِمٌ="haksızlık ve kötülük"«zulm_zãlim»eden لِنَفْسِهِ=nefsineوَ=ve مِنْهُمْ=‑vardır‑ onlardan مُقْتَصِدٌ=orta yolu tutanوَ=ve de مِنْهُمْ=‑vardır‑ onlardan سَابِقٌ=öne geçen بِالْخَيْرَاتِ=fayda ve iyiliklerde«hayr»بِإِذْنِ=izniyle اللَّهِۚ=Allah′ınذَٰلِكَ=işte bu هُوَ=kendisidir الْفَضْلُ=o lütfun«fadl»الْكَبِيرُ=büyük
 ‎﴾ 33 ﴿‎   جَنَّاتُ=Cennetleri عَدْنٍ=Devamlı İkamet(*)يَدْخُلُونَهَا=girerler orayaيُحَلَّوْنَ=takınırlar فِيهَا=oradaمِنْ أَسَاوِرَ=bilezikler مِنْ ذَهَبٍ=altından وَ=ve(takınırlar) لُؤْلُؤًاۖ=incilerوَ=ve de لِبَاسُهُمْ=giysileri فِيهَا=orada حَرِيرٌ=ipektir(*) orj ADN
 ‎﴾ 34 ﴿‎   وَ=ve قَالُوا=dediler ki الْحَمْدُ=‑asıl‑övgü«hamd»لِلَّهِ=Allah′adırالَّذِي=olan أَذْهَبَ=gidermiş عَنَّا=bizden الْحَزَنَۖ=üzüntüyüإِنَّ=(dediler)ki رَبَّنَا="Efendi ve Sahib"imiz«rabb»لَغَفُورٌ=günahları çok örtendir«ğafûr»شَكُورٌ=kıymet bilendir«şekûr_şãkir»
 ‎﴾ 35 ﴿‎   اَلَّذِي=olandır أَحَلَّنَا=bizi kondurmuş دَارَ=yurda الْمُقَامَةِ=kalınacakمِنْ=sayesinde فَضْلِهِ=lütfu«fadl»لَا يَمَسُّنَا=değmez bize فِيهَا=orada نَصَبٌ=bir yorgunlukوَ=ve لَا يَمَسُّنَا=değmez bize فِيهَا=orada لُغُوبٌ=bir bıkkınlık
 ‎﴾ 36 ﴿‎   وَ=ise الَّذِينَ=kimseler كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»لَهُمْ=onlar içindir نَارُ=ateşi«nãr»جَهَنَّمَ=Cehennem′inلَا يُقْضَىٰ=hükmedilmez عَلَيْهِمْ=onlara فَ=ki يَمُوتُوا=ölsünlerوَلَا=ne de يُخَفَّفُ=hafifletilir عَنْهُمْ=onlar için مِنْ عَذَابِهَاۚ=oranın cezasından«azãb»كَذَٰلِكَ=işte böyle نَجْزِي=karşılığını«cezã»veririz كُلَّ=her كَفُورٍ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelenin«küfr_kãfir»
 ‎﴾ 37 ﴿‎   وَ=ve هُمْ=onlar يَصْطَرِخُونَ=feryadederler فِيهَا=oradaرَبَّنَا="Efendi ve Sahib"imiz!«rabb»أَخْرِجْنَا=dışarı çıkar«ihrãc» biziنَعْمَلْ=yapalım صَالِحًا=düzgün iş«sãlih_sãlihãt»غَيْرَ=başkasını الَّذِي=şeyden كُنَّا=hep olduğumuz نَعْمَلُۚ=yapmaktaأَ=mi? وَ=peki لَمْ نُعَمِّرْكُمْ=ömür vermedik sizeمَا=olduğu يَتَذَكَّرُ=düşünüp ders çıkaracak«tezekkür»فِيهِ=orada مَنْ=kimsenin تَذَكَّرَ=düşünüp ders çıkaracak«tezekkür»وَ=ve جَاءَكُمُ=geldi size النَّذِيرُۖ=o uyarıcıفَ=öyleyse ذُوقُوا=tadınفَ=şu halde مَا=yoktur لِلظَّالِمِينَ="haksızlık ve kötülük" edenlere«zulm_zãlim»مِنْ=herhangi نَصِيرٍ=bir yardım edecek«nasîr»
 ‎﴾ 38 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah عَالِمُ=bilendirغَيْبِ=Görülmeyen«gerçekler»ini«ğayb»السَّمَاوَاتِ=göklerin وَ=ve الْأَرْضِۚ=yeryüzününإِنَّهُ=şu bir gerçek ki O عَلِيمٌ=bilendir«alîm»بِذَاتِ=özünü الصُّدُورِ=göğüslerin
 ‎﴾ 39 ﴿‎   هُوَ=O′dur الَّذِي=olan جَعَلَكُمْ=sizi yapmış خَلَائِفَ=öncekilerin yerine geçenler«halef»فِي الْأَرْضِۚ=yeryüzündeفَ=şu halde مَنْ=kim كَفَرَ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelirse«küfr_kãfir»فَ=o zaman عَلَيْهِ=kendi aleyhinedir كُفْرُهُۖ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelişi«küfr_kãfir»وَ=ve لَا يَزِيدُ=artırmaz الْكَافِرِينَ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelenlerin«küfr_kãfir»كُفْرُهُمْ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelişleri«küfr_kãfir»عِنْدَ=katında رَبِّهِمْ="Efendi ve Sahib"leri«rabb»إِلَّا=başka bir şeyi مَقْتًاۖ=hiddetten«ğadab»وَ=ve لَا يَزِيدُ=artırmaz الْكَافِرِينَ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelenlerde«küfr_kãfir»كُفْرُهُمْ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelişleri«küfr_kãfir»إِلَّا=başka bir şey خَسَارًا=zarar edişten«hãsir_husrãn»
 ‎﴾ 40 ﴿‎   قُلْ=dedi ki أَرَأَيْتُمْ=«deyim  gördünüz mü»bir baksanıza! شُرَكَاءَكُمُ=«Allah′a» «ortak»denkler kabul ettiklerinize«şirk_müşrik»الَّذِينَ=olduğunuz تَدْعُونَ=sizin«çağrıda bulunma»dua etmekte«duã»مِنْ دُونِ=dışında اللَّهِ=Allahأَرُونِي=gösterin bana مَاذَا=ne? خَلَقُوا=yarattılar onlar مِنَ الْأَرْضِ=yeryüzündeأَمْ=yoksa mı? لَهُمْ=‑var‑onların شِرْكٌ=«Allah′a» bir ortaklıkları«şerîk»فِي السَّمَاوَاتِ=göklerdeأَمْ=yoksa mı? آتَيْنَاهُمْ=Biz verdik onlara كِتَابًا=bir «ilâhî» Metin«kitãb»فَ=böylece هُمْ=onlar عَلَىٰ=‑temeli‑üzerindeler بَيِّنَتٍ=bir açık delilin«beyyine»مِنْهُۚ=ondan dolayıبَلْ=yok aslında! إِنْ يَعِدُ=sözünü vermiyor«va′d»الظَّالِمُونَ="haksızlık ve kötülük" edenlerin«zulm_zãlim»بَعْضُهُمْ=kimi بَعْضٍ=kimineإِلَّا=başkasının غُرُورًا=aldatmaktan
 ‎﴾ 41 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah يُمْسِكُ=tutmaktadırالسَّمَاوَاتِ=gökleri وَ=ve الْأَرْضَ=yeryüzünü أَنْ تَزُولَاۚ=dağılırlar diyeوَ=ve لَئِنْ=kesinlikle eğer زَالَتَا=dağılsalarإِنْ أَمْسَكَهُمَا=tutmaz bu ikisini مِنْ=herhangi أَحَدٍ=bir kimse مِنْ بَعْدِهِۚ=O′ndan başkaإِنَّهُ=şu bir gerçek ki كَانَ=O′dur حَلِيمًا=anlayışlı olan«halîm»غَفُورًا=günahları örten«ğafûr»
 ‎﴾ 42 ﴿‎   وَ=ve أَقْسَمُوا=yemin ettiler بِاللَّهِ=Allah′a جَهْدَ=var gücüyle«cihãd»أَيْمَانِهِمْ=yeminlerininلَئِنْ=kesinlikle eğer جَاءَهُمْ=kendilerine gelirse نَذِيرٌ=bir uyarıcıلَيَكُونُنَّ=muhakkak olacaklarına أَهْدَىٰ=daha iyi yol gösterilmişler«hüdã»مِنْ إِحْدَى=her bir الْأُمَمِۖ=topluluktan«ümmet»فَ=sonra da لَمَّا جَاءَهُمْ=gelince نَذِيرٌ=bir uyarıcıمَا زَادَهُمْ=arttırmadı onlarda إِلَّا=başka bir şeyi نُفُورًا=nefretten
 ‎﴾ 43 ﴿‎   اِسْتِكْبَارًا=büyüklenmelerinden«kibr»فِي الْأَرْضِ=yeryüzündeوَ=ve de مَكْرَ=planını kurmalarından«mekr»السَّيِّئِۚ=fenalığın«seyyiãt»وَ=ve لَا يَحِيقُ=dolanmaz الْمَكْرُ=planı«mekr»السَّيِّئُ=fenalığın«seyyiãt»إِلَّا=başkasına بِأَهْلِهِۚ=sahibinden«ehl»فَ=bu halde هَلْ=mı? يَنْظُرُونَ=bekliyorlar إِلَّا=başkasını سُنَّتَ=uygulanan usullerden«sünnet»الْأَوَّلِينَۚ=öncekilereفَ=bu halde لَنْ تَجِدَ=asla bulmayacaksın لِسُنَّتِ=uyguladığı usuller«sünnet»için اللَّهِ=Allah′ın تَبْدِيلًاۖ=bir değişimوَ=ve لَنْ تَجِدَ=asla bulmayacaksın لِسُنَّتِ=uyguladığı usuller«sünnet»için اللَّهِ=Allah′ın تَحْوِيلًا=bir değiştirme
 ‎﴾ 44 ﴿‎   أَ=mı? وَ=peki لَمْ يَسِيرُوا=dolaşmadılar فِي الْأَرْضِ=yeryüzünde(veya”o topraklarda”)فَ=o zaman يَنْظُرُوا=baksınlar كَيْفَ=nasıl كَانَ=olduğunaعَاقِبَةُ=sonunun الَّذِينَ=kimselerin مِنْ قَبْلِهِمْ=kendilerinden öncekiler içerisindenوَ=ve كَانُوا=onlar idiler أَشَدَّ=daha öte مِنْهُمْ=onlardan قُوَّةًۚ=kuvvetçeوَ=ve مَا كَانَ=olmaz اللَّهُ=Allah′a لِيُعْجِزَهُ=aciz bırakacak Kendisini مِنْ=herhangi شَيْءٍ=bir şeyفِي السَّمَاوَاتِ=göklerde وَلَا=ne de فِي الْأَرْضِۚ=yeryüzündeإِنَّهُ=şu bir gerçek ki كَانَ=O′dur عَلِيمًا=bilen«alîm»قَدِيرًا=güç yetiren«kadîr_mikdãr»
 ‎﴾ 45 ﴿‎   وَ=ve لَوْ=eğer يُؤَاخِذُ=yakalayacak olsaydı اللَّهُ=Allah النَّاسَ=insanlarıبِمَا=karşılık كَسَبُوا=yaptıkları işlereمَا تَرَكَ=bırakmazdı عَلَىٰ ظَهْرِهَا=oranın sırtında مِنْ=herhangi دَابَّةٍ=bir canlıوَلَٰكِنْ=fakat يُؤَخِّرُهُمْ=sonraya bırakıyor onlarıإِلَىٰ=kadar أَجَلٍ=bir vadeye مُسَمًّىۖ=belirlenmişفَ=sonra da إِذَا=zaman جَاءَ=geldiği أَجَلُهُمْ=vadeleriفَ=bu durumda إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah كَانَ=olandır بِعِبَادِهِ=«kulluk»hizmet«abd»edenlerini بَصِيرًا=görür«basîr»
Âyet Metni : (Fâtır.1) (22. Cüz | 434. Sayfa)
Okunuşu :
1. elḥamdü lillâhi fâṭiri-ssemâvâti vel'arḍi câ`ili-lmelâiketi rusülen ülî ecniḥatim meŝnâ veŝülâŝe verubâ`. yezîdü fi-lḫalḳi mâ yeşâ'. inne-llâhe `alâ külli şey'in ḳadîr.
(Fâtır.1) Grameri
الْحَمْدُ : the ::: [Belirlilik Takısı]الْحَمْدُ : All praises ::: [İsim] [Eril] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: ح م دلِلّٰهِ : for ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]لِلّٰهِ : (be) to Allah ::: [Özel İsim] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: أ ل هفَاطِرِ : Originator ::: [İsim] [Eril] [etken fiilden Fiilimsi] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ف ط رالسَّمَاوَاتِ : (of) the ::: [Belirlilik Takısı]السَّمَاوَاتِ : heavens ::: [İsim] [Dişil çoğul] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: س م ووَالْأَرْضِ : and ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]وَالْأَرْضِ : the ::: [Belirlilik Takısı]وَالْأَرْضِ : earth ::: [İsim] [Dişil] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: أ ر ضجَاعِلِ : (Who) makes ::: [İsim] [Eril] [etken fiilden Fiilimsi] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ج ع لالْمَلَآئِكَةِ : the ::: [Belirlilik Takısı]الْمَلَآئِكَةِ : Angels ::: [İsim] [Eril çoğul] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: م ل كرُسُلًا : messengers ::: [İsim] [Eril çoğul] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ر س لأُوْلِىٓ : having ::: [İsim] [Eril çoğul] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: أ و لأَجْنِحَةٍ : wings ::: [İsim] [Eril çoğul] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ج ن حمَثْنَىٰ : two ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ث ن يوَثُلَاثَ : and ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]وَثُلَاثَ : or three ::: [İsim] [Eril] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ث ل ثوَرُبَاعَ : and ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]وَرُبَاعَ : or four. ::: [İsim] [Eril] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ر ب عيَزِيدُ : He increases ::: [Basit Fiil] [Şimdiki/Geniş/Gelecek Zaman] [Şahıs:O/eril] [u‑haline çekilmiş fiil (muzârî merfû)] Kök: ز ي دفِى : in ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]الْخَلْقِ : the ::: [Belirlilik Takısı]الْخَلْقِ : creation ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: خ ل قمَا : what ::: [Bağlama zamiri (ism‑i mevsûl)]يَشَآءُ : He wills ::: [Basit Fiil] [Şimdiki/Geniş/Gelecek Zaman] [Şahıs:O/eril] [u‑haline çekilmiş fiil (muzârî merfû)] Kök: ش ي أإِنَّ : Indeed ::: [Bağlaç] [e‑haline çeken (harf‑i nasb)]اللهَ : Allah ::: [Özel İsim] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: أ ل هعَلَىٰ : on ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]كُلِّ : every ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ك ل لشَىْءٍ : thing ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ش ي أقَدِيرٌ : All‑Powerful ::: [İsim] [Eril] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: ق د ر
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Menü
Âyet Metni
Meâller
Ayete Git
Gramer Kökler
Öğrenme Modu