Menü
Meâller
Elmalılı H.Yazır
27. Onu yakınlarına koydu, yemeğe buyurmaz mısınız? dedi.
B.Bayraklı
27. Onların önüne koyup, “Yemez misiniz?” dedi.
A.Bayındır
27. Onu konukların önüne koydu. (Buzağıya el sürmediklerini görünce[*]) “Yemiyor musunuz?” dedi.[*] Hud 11/70.  Dipnotlar »
C.Külünkoğlu
26-27. Hemen (bir bahane ile) ailesinin yanına giderek, (pişirilmiş) besili bir dana getirmiş ve onların önüne koyup: “Buyurmaz mısınız?” demişti.* Bkz. 11/69,-70, 15/52-62  Dipnotlar »
S.Ateş
27. Onu, önlerine yaklaştırdı, "Yemez misiniz?" dedi.
İngilizce Kelime Meali
فَقَرَّبَهُۥٓ=And he placed it near إِلَيْهِمْ=[to] them, قَالَ=he said, أَلَا=`Will not تَأْكُلُونَ=you eat?`
(51) Zâriyât Sûresi Kelime Meâli
 ‎﴾ 1 ﴿‎   وَ=yemin olsun الذَّارِيَاتِ=esip savuranlara«sûrenin adıdır»ذَرْوًا=saçıp
 ‎﴾ 2 ﴿‎   فَ=sonra da الْحَامِلَاتِ=yük yüklenenlere وِقْرًا=ağır
 ‎﴾ 3 ﴿‎   فَ=sonra da الْجَارِيَاتِ=akıp gidenlere يُسْرًا=kolayca
 ‎﴾ 4 ﴿‎   فَ=sonra da الْمُقَسِّمَاتِ=paylaştıranlara أَمْرًا=yapılması istenmiş olan şeyi«emr»
 ‎﴾ 5 ﴿‎   إِنَّمَا=ancak ve sadece تُوعَدُونَ=size söz veriliyor«va′d»لَصَادِقٌ=kesinlikle gerçek«sãdık»olan
 ‎﴾ 6 ﴿‎   وَ=ve إِنَّ=şu bir gerçek ki الدِّينَ=o Yargılama«dîn»لَوَاقِعٌ=kesinlikle olacak olandır
 ‎﴾ 7 ﴿‎   وَ=yemin olsun السَّمَاءِ=göğe ذَاتِ=bulunan الْحُبُكِ=hatları
 ‎﴾ 8 ﴿‎   إِنَّكُمْ=ki siz لَفِي=kesinlikle içindesiniz قَوْلٍ=deyiş مُخْتَلِفٍ=farklı farklı
 ‎﴾ 9 ﴿‎   يُؤْفَكُ=çevriliyor عَنْهُ=ondan مَنْ=kimse أُفِكَ=çevrilecek
 ‎﴾ 10 ﴿‎   قُتِلَ=kahrolasıca الْخَرَّاصُونَ=tahminden başkasına dayanmayanlar«hars»
 ‎﴾ 11 ﴿‎   الَّذِينَ=kimselerdir هُمْ=kendileri فِي=içinde غَمْرَةٍ=bir cehalet سَاهُونَ=umursamazdırlar
 ‎﴾ 12 ﴿‎   يَسْأَلُونَ=sorarlar أَيَّانَ=ne zamandır? يَوْمُ=günü الدِّينِ=o Yargılama«dîn»
 ‎﴾ 13 ﴿‎   يَوْمَ=o gün هُمْ=onlara عَلَى=üzerinde النَّارِ=o Ateş′in«nãr»يُفْتَنُونَ=eziyet verilecek«fitne»
 ‎﴾ 14 ﴿‎   ذُوقُوا=tadın فِتْنَتَكُمْ=eziyetinizi«fitne»هَٰذَا=budur الَّذِي=şey كُنْتُمْ=olduğunuz بِهِ=kendisini تَسْتَعْجِلُونَ=acele istemekte
 ‎﴾ 15 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الْمُتَّقِينَ=o kendini sakındıranlar«takvã»فِي جَنَّاتٍ=Cennetlerdedir(veya”bahçelerde”)وَ=ve عُيُونٍ=pınarlardadırlar
 ‎﴾ 16 ﴿‎   آخِذِينَ=edinirler مَا=olduklarını آتَاهُمْ=kendilerine vermiş رَبُّهُمْۚ="Efendi ve Sahib"lerinin«rabb»إِنَّهُمْ=şu bir gerçek ki onlar كَانُوا=idiler قَبْلَ=önce ذَٰلِكَ=işte bundan مُحْسِنِينَ=güzel davranan«ihsãn_muhsin»
 ‎﴾ 17 ﴿‎   كَانُوا=idi قَلِيلًا=pek az مِنَ اللَّيْلِ=gecenin içerisinde مَا=oldukları يَهْجَعُونَ=uyuyor
 ‎﴾ 18 ﴿‎   وَ=ve بِالْأَسْحَارِ=seherlerde هُمْ=onlar يَسْتَغْفِرُونَ=günahlarının örtülmesini dilerlerdi«istiğfar»
 ‎﴾ 19 ﴿‎   وَ=ve فِي أَمْوَالِهِمْ=‑vardı‑onların mallarında حَقٌّ=bir hak«hakk»(veya ”borç”)لِلسَّائِلِ=dilenen için وَ=ve الْمَحْرُومِ=yoksul için
 ‎﴾ 20 ﴿‎   وَ=ve فِي الْأَرْضِ=‑vardır‑yeryüzünde آيَاتٌ=açık işaretler«ãyet»لِلْمُوقِنِينَ=kanî«yekîn_mûkin»kimseler için
 ‎﴾ 21 ﴿‎   وَ=ve de فِي أَنْفُسِكُمْۚ=‑vardır‑kendinizdeأَ=musunuz? فَ=şu halde لَا تُبْصِرُونَ=görmüyor
 ‎﴾ 22 ﴿‎   وَ=ve فِي السَّمَاءِ=göktedir رِزْقُكُمْ=faydalandırıldığınız «nimetler» «rızk»وَ=ve مَا=şeyler تُوعَدُونَ=size söz verilen«va′d»
 ‎﴾ 23 ﴿‎   فَ=bu halde وَ=yemin olsun رَبِّ="Efendi ve Sahib"ine«rabb»السَّمَاءِ=göğün وَ=ve الْأَرْضِ=yeryüzününإِنَّهُ=ki o لَحَقٌّ=kesinlikle bir gerçektir«hakk»مِثْلَ=dengi مَا=şeyin أَنَّكُمْ=olduğunuz تَنْطِقُونَ=konuşuyor
 ‎﴾ 24 ﴿‎   هَلْ=mi? أَتَاكَ=geldi sanaحَدِيثُ=haberi ضَيْفِ=misafirlerinin إِبْرَاهِيمَ=İbrãhîm′inالْمُكْرَمِينَ=ağırlanan«ikrãm»
 ‎﴾ 25 ﴿‎   إِذْ=bir vakit دَخَلُوا=girdiler عَلَيْهِ=onun yanınaفَ=sonra da قَالُوا=dediler ki سَلَامًاۖ=Selam!«selãm»قَالَ=o dedi ki سَلَامٌ=Selam!«selãm»قَوْمٌ=bir toplumsunuz«kavm»مُنْكَرُونَ=tanınmayan
 ‎﴾ 26 ﴿‎   فَ=bu halde رَاغَ=dönüp gitti إِلَىٰ=yanına أَهْلِهِ=ailesinin«ehl»فَ=sonra جَاءَ=getirdi بِعِجْلٍ=bir buzağı سَمِينٍ=semiz
 ‎﴾ 27 ﴿‎   فَ=sonra da قَرَّبَهُ=yaklaştırdı onu إِلَيْهِمْ=önlerine قَالَ=dedi ki أَ=misiniz? لَا تَأْكُلُونَ=yemeyecek
 ‎﴾ 28 ﴿‎   فَ=bunun üzerine أَوْجَسَ=duydu مِنْهُمْ=onlardan dolayı خِيفَةًۖ=bir korkuقَالُوا=dediler ki لَا تَخَفْۖ=korkmaوَ=ve بَشَّرُوهُ=müjdelediler ona بِغُلَامٍ=bir oğlan çocuğu عَلِيمٍ=bilen«alîm»
 ‎﴾ 29 ﴿‎   فَ=sonra أَقْبَلَتِ=geldi امْرَأَتُهُ=karısı فِي صَرَّةٍ=çığlık içindeفَ=bu halde صَكَّتْ=vuruyordu وَجْهَهَا=kendi yüzüneوَ=ve قَالَتْ=dedi ki«dişil» عَجُوزٌ=bir kocakarı(yım) عَقِيمٌ=kısır
 ‎﴾ 30 ﴿‎   قَالُوا=dediler kiكَذَٰلِكِ=işte böyle قَالَ=demiştir رَبُّكِۖ="Efendi ve Sahib"in«rabb»إِنَّهُ=şu bir gerçek ki هُوَ=O الْحَكِيمُ=‑asıl‑”Hükümleri Doğru Olan”dır«hakîm»الْعَلِيمُ=‑asıl‑”Bilen”dir«alîm»
 ‎﴾ 31 ﴿‎   قَالَ=dedi ki فَ=bu halde مَا=nedir? خَطْبُكُمْ=meseleniz«hatb»أَيُّهَا=Ey! الْمُرْسَلُونَ=Elçi«rasûl»gönderilmişler
 ‎﴾ 32 ﴿‎   قَالُوا=dediler إِنَّا=ki biz أُرْسِلْنَا=gönderildik إِلَىٰ قَوْمٍ=bir topluma«kavm»مُجْرِمِينَ=suç işleyen«cürüm_mücrim»
 ‎﴾ 33 ﴿‎   لِنُرْسِلَ=gönderelim diye عَلَيْهِمْ=onların üzerine حِجَارَةً=taşlar مِنْ طِينٍ=çamurdan
 ‎﴾ 34 ﴿‎   مُسَوَّمَةً=işaretlenmiş عِنْدَ=katında رَبِّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»لِلْمُسْرِفِينَ=ölçüyü aşanlar«isrãf_müsrif»için
 ‎﴾ 35 ﴿‎   فَ=sonra da أَخْرَجْنَا=dışarı çıkardık«ihrãc»مَنْ=kimseleri كَانَ=olan فِيهَا=orada مِنَ الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlerden«mü′min»
 ‎﴾ 36 ﴿‎   فَ=fakat مَا وَجَدْنَا=bulmadık فِيهَا=oradaغَيْرَ=başka بَيْتٍ=bir evden مِنَ الْمُسْلِمِينَ=teslim/müslüman olmuş«teslîm_müslim»
 ‎﴾ 37 ﴿‎   وَ=ve تَرَكْنَا=bıraktık فِيهَا=orada آيَةً=bir açık işaret«ãyet»لِلَّذِينَ=kimseler için يَخَافُونَ=korkan الْعَذَابَ=o cezadan«azãb»الْأَلِيمَ=üzüntü veren«elîm»
 ‎﴾ 38 ﴿‎   وَ=ve فِي مُوسَىٰ=‑vardı‑Mûsã′daإِذْ=bir vakit أَرْسَلْنَاهُ=göndermiştik onu إِلَىٰ فِرْعَوْنَ=Firavun′aبِسُلْطَانٍ="dayanacak bir şey"«sultãn»ile مُبِينٍ=apaçık«mübîn»
 ‎﴾ 39 ﴿‎   فَ=bunun üzerine تَوَلَّىٰ=o sırt çevirdi«tevellã»بِرُكْنِهِ=yandaşlarıylaوَ=ve قَالَ=dedi ki سَاحِرٌ=bir aldatmacacı(veya ”sihirbaz”) أَوْ=veyahut da مَجْنُونٌ=cin etkisindedir(veya ”deli”)
 ‎﴾ 40 ﴿‎   فَ=sonra أَخَذْنَاهُ=tuttuk onu وَ=ve جُنُودَهُ=askerleriniفَ=sonra da نَبَذْنَاهُمْ=attık onları فِي الْيَمِّ=suyun içineوَ=halde هُوَ=kendisini مُلِيمٌ=kınayan
 ‎﴾ 41 ﴿‎   وَ=ve فِي عَادٍ=‑vardı‑Âd′deإِذْ=bir vakit أَرْسَلْنَا=gönderdik عَلَيْهِمُ=onlara الرِّيحَ=bir rüzgâr الْعَقِيمَ=kurutan
 ‎﴾ 42 ﴿‎   مَا تَذَرُ=bırakmıyor مِنْ=herhangi شَيْءٍ=bir şeyi أَتَتْ=geçtiği عَلَيْهِ=üzerindenإِلَّا=olmadan جَعَلَتْهُ=ediyor onu كَالرَّمِيمِ=kül gibi
 ‎﴾ 43 ﴿‎   وَ=ve فِي ثَمُودَ=‑vardı‑Semûd′daإِذْ=bir vakit قِيلَ=denmişti ki لَهُمْ=onlaraتَمَتَّعُوا=yararlanın حَتَّىٰ=kadar حِينٍ=bir müddete
 ‎﴾ 44 ﴿‎   فَ=fakat عَتَوْا=başkaldırdılar عَنْ أَمْرِ=yapılmasını istemiş olduğu şeye«emr»رَبِّهِمْ="Efendi ve Sahib"lerinin«rabb»فَ=sonra da أَخَذَتْهُمُ=yakaladı onları الصَّاعِقَةُ=o yıldırımوَ=iken هُمْ=kendileri يَنْظُرُونَ=bakıyor
 ‎﴾ 45 ﴿‎   فَ=böylece مَا اسْتَطَاعُوا=güçleri yetmedi«istitãat»مِنْ قِيَامٍ=ayakta kalmayaوَ=ve مَا كَانُوا=olmadılar مُنْتَصِرِينَ=yardım edilen
 ‎﴾ 46 ﴿‎   وَ=ve قَوْمَ=toplumu«kavm»نُوحٍ=Nûh مِنْ قَبْلُۖ=daha önceإِنَّهُمْ=şu bir gerçek ki onlar كَانُوا=idiler قَوْمًا=bir toplum«kavm»فَاسِقِينَ=yoldan çıkmış«fısk_fãsık»
 ‎﴾ 47 ﴿‎   وَ=gelince السَّمَاءَ=göğeبَنَيْنَاهَا=vücuda getirdik onu بِأَيْدٍ=«el ile»sağlamlıklaوَ=ve إِنَّا=şu bir gerçek ki Biz لَمُوسِعُونَ=kesinlikle genişleticiyiz
 ‎﴾ 48 ﴿‎   وَ=gelince الْأَرْضَ=yeryüzüneفَرَشْنَاهَا=dayayıp döşedik onuفَ=şu halde نِعْمَ=ne güzel الْمَاهِدُونَ=dayayıp döşeyeniz
 ‎﴾ 49 ﴿‎   وَ=ve مِنْ كُلِّ=her شَيْءٍ=şeyden خَلَقْنَا=yarattık زَوْجَيْنِ=iki eşلَعَلَّكُمْ=olur ki diye siz تَذَكَّرُونَ=düşünüp ders çıkarırsınız«tezekkür»
 ‎﴾ 50 ﴿‎   فَ=bu halde فِرُّوا=kaçıp kurtulun إِلَى اللَّهِۖ=Allah′aإِنِّي=şu bir gerçek ki ben لَكُمْ=size مِنْهُ=O′ndan نَذِيرٌ=bir uyarıcıyım مُبِينٌ=apaçık (veya”açıklığa kavuşturan”)«mübîn»
 ‎﴾ 51 ﴿‎   وَ=ve لَا تَجْعَلُوا=kılmayın مَعَ=beraber اللَّهِ=Allah′la إِلَٰهًا=ilâhlar آخَرَۖ=başkaإِنِّي=şu bir gerçek ki ben لَكُمْ=size مِنْهُ=O′ndan نَذِيرٌ=bir uyarıcıyım مُبِينٌ=apaçık (veya”açıklığa kavuşturan”)«mübîn»
 ‎﴾ 52 ﴿‎   كَذَٰلِكَ=işte böyledirمَا أَتَى=gelmedi ki الَّذِينَ=olanlara مِنْ قَبْلِهِمْ=kendilerinden öncekiler içerisinden مِنْ=herhangi رَسُولٍ=bir Elçi«rasûl»إِلَّا=olmasın قَالُوا=demeleri سَاحِرٌ=bir aldatmacacı(veya ”sihirbaz”) أَوْ=veya مَجْنُونٌ=cin etkisindedir(veya ”deli”)
 ‎﴾ 53 ﴿‎   أَ=mı? أَتَوَاصَوْا=tembih edip bıraktılar«vasıyyet» birbirlerine بِهِۚ=onuبَلْ=yok aslında! هُمْ=onlar قَوْمٌ=bir toplumdu«kavm»طَاغُونَ=azmış«tuğyãn_tağ′ût»
 ‎﴾ 54 ﴿‎   فَ=öyleyse تَوَلَّ=sırt çevir«tevellã»عَنْهُمْ=onlaraفَ=bunun üzerine مَا=değilsin أَنْتَ=sen بِمَلُومٍ=kınanacak
 ‎﴾ 55 ﴿‎   وَ=ve ذَكِّرْ=tembihte bulun«tezkîr»فَ=şu halde إِنَّ=şu bir gerçek ki الذِّكْرَىٰ=o «ilâhî» Tembih«zikr»تَنْفَعُ=fayda verir الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlere«mü′min»
 ‎﴾ 56 ﴿‎   وَ=ve مَا خَلَقْتُ=ben yaratmadım الْجِنَّ=cinleri وَ=ve الْإِنْسَ=insanlarıإِلَّا=olması dışında لِيَعْبُدُونِ=«kulluk»hizmet«abd»etsinler bana diye
 ‎﴾ 57 ﴿‎   مَا=ne أُرِيدُ=istiyorum مِنْهُمْ=onlardan مِنْ=herhangi رِزْقٍ=bir faydalandıracak «nimet» «rızk»وَمَا=ne de أُرِيدُ=istiyorum أَنْ يُطْعِمُونِ=beslemelerini beni
 ‎﴾ 58 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki اللَّهَ=Allah′ın هُوَ=kendisidir الرَّزَّاقُ=«nimetlerden» faydalandıran«rızk»ذُو=sahibidir الْقُوَّةِ=kuvvet الْمَتِينُ=sağlam
 ‎﴾ 59 ﴿‎   فَ=bu halde إِنَّ=şu bir gerçek ki لِلَّذِينَ=‑vardır‑kimseler için ظَلَمُوا="haksızlık ve kötülük"«zulm_zãlim»etmiş ذَنُوبًا=bir suç«zenb»مِثْلَ=dengi ذَنُوبِ=suçunun«zenb»أَصْحَابِهِمْ=yoldaşlarının«eshãb_sãhib»فَ=öyleyse لَا يَسْتَعْجِلُونِ=acele istemesinler benden
 ‎﴾ 60 ﴿‎   فَ=o zaman وَيْلٌ=vay haline! الَّذِينَ=kimselerin كَفَرُوا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»مِنْ يَوْمِهِمُ=günlerinden dolayı الَّذِي=oldukları يُوعَدُونَ=söz veriliyor«va′d»
Âyet Metni : (Zâriyât.27) (26. Cüz | 521. Sayfa)
Okunuşu :
27. feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
(Zâriyât.27) Grameri
فَقَرَّبَهُ : and ::: [Bağlaç (harf‑i atıf)]فَقَرَّبَهُ : he placed it near ::: [Türemiş Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:O/eril] [Tef'îl Kalıbı] [فَـعَلَ=>فَعَّلَ] Kök: ق ر بفَقَرَّبَهُ : it ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:O/eril]إِلَيْهِمْ : to ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]إِلَيْهِمْ : them ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:Onlar/eril]قَالَ : He said ::: [Basit Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:O/eril] Kök: ق و لأَلَا : Will? ::: [Edat/Soru]أَلَا : not ::: [Edat/Olumsuzluk]تَأْكُلُونَ : you eat ::: [Basit Fiil] [Şimdiki/Geniş/Gelecek Zaman] [Şahıs:Siz/eril] [u‑haline çekilmiş fiil (muzârî merfû)] Kök: أ ك لتَأْكُلُونَ : you (you all) ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:Siz/eril]
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Menü
Âyet Metni
Meâller
Ayete Git
Gramer Kökler
Öğrenme Modu